kare blog. kareler.

ferhat can etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ferhat can etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

pelin ve ötesi*

ikilisinin televizyon programını izliyor musunuz bilmiyorum ama o ikiliye acayip kılım.

aslında cem yancıya da kılım. ama deontoloji var fazla konuşmuyorum.

zaten asıl entel bu ikisi. yancı daha çok hayatı boyunca solo atmak istemiş bas gitarist ezikliğiyle, bir televizyon programında konuşabilmenin sevincini yaşıyor.

diğer ikisi ise sırayla kompleks sanat anlayışlarından ve ne kadar geniş bir ufukları olduğundan bahsediyorlar.

öyle ki pelin ve ötesi, götümü vernikleyip sanat eseri diye önlerine koysam, sergi diye götümü bile saatlerce gezerler.

bi' durun gençler. kimi kime satıyorsunuz ?

sanat ve göt üçlemesi - 2

bayramda yemekteyiz izledim.

aslı anneanneme ait olan ve bu sayfanın üstünde uzunca bir süredir yer alan şu özdeyişi bütün okuyuculara tekrardan hatırlatmak istiyorum :

elin methettiğini alıp kaçasım gelir; kendini methedenin üstüne sıçasım gelir.

üstünüze sıçayım lan ! ne pis insanlarmışsınız. ümit dışında hepinizden tiksindim.

ümit kral adamsın. senin ne işin var o yarışmada yahu ?

tus'a* çalışanların kitaplarını gören

herhangi birisi, sonrasında "doktordan temiz" ibaresine götüyle güler. gülmesi lazım. eğer gülmezse iki samimi arkadaşımın beraber kaldıkları evi gösterebilirim. ama öncesinde eve girebilmek için aşı olmanız lazım.

*tıpta uzmanlık sınavı

çocukken

okuldan kermes, gezi parası veya öğretmenler günü hediyesi gibi absürt şeyler için para istediklerinde her zaman "bizim durumumuz yok öğretmenim" derdim. refleks gibi bir şeydi.

ben uzunca bir süre bunu "hooop öyle bir durum yok lan ! ne parasıymış bu ? neyse devlet verir o parayı, benim babamdan alınan vergiler nereye gidiyor !" gibi bir serzenişle ve yüksek oktavlarla söylemiştim.

ne zaman ki bunun "bizim boka sidiğe verecek paramız yok. zor geçiniyoruz." anlamına geldiğini kavradım; ondan sonra daha ezik bir şekilde, göz kaçırarak ve daha düşük oktavlardan söylemeye başladım.

yaşamayanın anlaması zor tabi o hissi. fakirlik değil çünkü. paranız var ama harcayacağınız yeri bilmeniz lazım. bu his insana daha o yaşlardan önemli şeyler öğretiyor sanırım. çocukken durumumuz yok dememiş insanlarla daha zor anlaşırım ben zaten.

kutsal damacana izlemeyen anlamaz

o zamanlar papaz değilim. seyahatteyim. akıyorum... nasıl mı akıyorum? alemlerden alemlere akıyorum... şelaleler gibi akıyorum...

velhasıl ingiltere'deyim. liverpool'dayım. geremi'nin kahvesindeyim. paat bir haber geldi kahveye; bu lavuk gene bir yerlere girmiş. papaz değiliz dedik ama inancımız var. kalbimiz temiz. atladım gittim. bir baktım, hepsi bi'çare kalmış; debelenip duruyorlar. çekilin bakıyım şöyle kenara dedim. bir de ne göreyim.

gördüm kızı, dayanamadım; aldım elime kutsal suyu, verdim kutsalı, verdim kutsalı! bir sağdan veriyorum, bir soldan veriyorum, arada da haç çıkarttım; sersemlettim pezevengi. paaaat!! inci gibi aldım kızı, tertemiz... tereyağından kıl çeker gibi...

-ahmet yılmaza sevgiler. abi 4 film yazıyormuşsun aynı anda, bire düşür. bir an önce yeni filmi bekliyoruz. bunu ezberledik komple.

uzun uzun anlatmayı

özledim. böyle kısa yazmamın sebebi yeni bir tarz, yeni bir akım değil. yazacak bir şeyim yok.

neden böyle oldu bilmiyorum. ben olmaz sanıyordum.

23 yıllık bünyede

bel fıtığı mı olur kardeşim ? şimdi geri götürsek aldığımız yere, kesin müşteri hatası derler, garanti kapsamı dışında bırakırlar.

her allahın günü

6.30 da kalkıp 2 saat trafikle boğuştuğum yetmiyormuş gibi, haftada iki gün tus denen illete hazırlanmak için dershaneye gitmeye başladım. eve varmam 23.30'ları buluyor.

hastanın bütün hikayesini 5 cümlede isteyip, sunamadığım için fırça kayan hocaya inat ertesi gün hastayı 4 cümlede hazırladım. 5. cümle olarak "teşekkür ederim." tercih ettim. risk budur ? hangi sandalye ? teşekkür ederim.

gün itibariyle sınav moduna da girdim. şu an kendimi karton bir kutuda gibi hissediyorum. hava almak için iki tane delik açmışlar. birisi evim. birisi sevgilim.

geri kalanın ta...

saat onda kalktım

miiis gibi kahvaltımı yaptım verandada karadenize karşı, gerine gerine, yayıla yayıla. son çayımı şekersiz içtim. demli demli.

sonra aldım kitabımı geçtim havuz başına. yandım piştim, girdim havuza. yandım piştim girdim havuza. sonra hafif bir şeyler atıştırdım.

hadiii yine! yandım piştim girdim havuza. bu süreçte bir de şahane kitap bitirmişim.

sonra aldım su yatağımı, yattım üzerine, girdim havuza. bir o yana bir bu yana. yandım piştim. ama zaten havuzdayım, hooop hemen bir soğuk kahve !

artık yeter, çıktım havuzdan. aldım duşumu. verdim kulaklıklara müziğimi, döne döne uyudum. uyudum ki ne uyudum.

uykumdan uyandım. aldım laptopu yine verandadayım. az sonra mangal yapıyoruz.

hak ettim ulan !

ağustos geldi

ayağımı suya sokmuş değilim. istanbulda tıkıldım kaldım. hatta üstüne özel ders veriyorum, çalışıyorum sayılır.

hani tatil ?

batmani izledim.

(sonunda) senaryoya 10 veriyorum. üç film izlemiş gibi hissettim kendimi, hatta üç güzel film izlemiş gibi hissettim.

jokere 10 veriyorum. izlediğim en manyak-dışı manyak tiplemesisin joker. keşke ölmeseydin heather ledger.

ama o arabaya, motorsiklete, batman'in inine (orası çok pis rutubet kokar), saçma sapan teknolojik aletlerine en fazla 5 veriyorum. o da şu güzel ortam için.

geri kalan bütün öğeler ortalamanın üstündeydi. kaçırmamanız lazım. bir de film uzun karnınızı doyurun da girin. sinemada mısır yemeyin, yeter.

kendimi kandırıyorum

ve yazın geldiğini anlamamazlıktan gelebilecek kadar iyiyim. aslında şu an, sakat bebeklerin kalçalarının hangi açıyla alçılanırlarsa düzeleceklerini ezberlemek yerine, gün boyu kesiştiğim sarı bikinili kızı etkilemek için, hangi açıyla havuza atlamam gerektiğini hesaplıyor olmam lazım.

ama şu kafayla çivileme atlamam bile çok zor. çivi demişken uyluk kırıklarında kemik içi çivi, kırığı en hızlı iyileştiren yöntem.

küçük iskender, kaya çilingiroğlu

ve ben. üçümüz de farklı zamanlarda ama hep aynı 4. sınıfta çok zorlanmışız. küçük iskender okulu bırakmış, şair olmuş. kaya çilingiroğlu okulu bırakmış, iş adamı olmuş. ama ben bu okulu bitireceğim çünkü şiirden ve paradan hiç hazzetmiyorum dostum.

bugün neler öğrendik

ben dün malum yer, malum saatte, ellerimizi kafalarının üstünde birbirine değdirmeden bir süre tuttuktan sonra, daha önce kaldıramadığımız bir insanı kaldırabileceğimizi, beynin assosiasyon merkezleri hakkında bilmediğim bir sürü şey bulunduğunu, çok kişiyle ve hiçbir şey olmadan oynanabilecek bir oyun, isimimin baş harfiyle nesne bulmanın ne kadar zor olduğunu, bira-shot kavramını ve son olarak ekranı kendi ekseni çevresinde dönebilen fotoğraf makinası diye bir şeyin olduğunu öğrendim.

cinsel fonksiyon bozuklukları dersinde

g noktası diye bir anatomik oluşumun "kesinlikle" olmadığını söyleyen hocaya :

-hocam bulan var ! bulamayan var !

demek. ertesi gün bu hocadan sözlüye girmek. hocanın dersle alakalı sorduğu bir soruya cevap verememek. derse girmedin değil mi sorusuna espriyi hatırlarak cevap vermek.

hocayı güldürmek. sözlüden geçmek. fantastik.

snooze

uyandırılmama lüksü yurttaki en büyük lüksüm olabilir. evdeki gibi işi beni uyandırmak olan birileri yok.

bu yüzden telefonumun alarmı kullanıyorum uyanmak için. ama uykudan uyandıktan sonra ilk 5 dakika içinde yeniden uyumak için değil alarmı kesmek çocuğumu kesecek bir insanım.

bu yüzden en büyük sorunum snooze haline geldi. dersim 12.30'da başladığı için "nasıl olsa en az 4 kere ertelerim" diyerek saati 10.30'a kuruyorum. sabah oluyor, alarm çalıyor ve aynen tahmin ettiğim gibi muhtelif sayılar kez saati erteliyorum.

ve o alarm bir daha çalmıyor ! ben son kez çalışına uyanmamışım bile, o da bir daha çalma gereği duymamış.

sonuç olarak 12.20'de uyandım. 12.50'de bunları yazıyorum. hafiften burnum akıyor. az sonra odadan çıkıp menemen yemek için kantin istikametine doğru seyir edeceğim. ortalama varış süremiz 45 saniye.

kaptanınız konuştu. hayırlı yolculuklar.

boğaziçi üniversitesi

-hey, siz! neler çeviyorsunuz bakayım burada !

(çimlerde jonglörlük yapan ve çubuklaçubukçeviren gençlere)

muazzam güzel bir gündü.

taşşak kokusu

maalesef çift ş ile yazılıyor. ne kadar yoğun olduğunu sadece böyle anlatabilirim. aslında anlatamam, yaşamanız lazım. ben sadece küçük bir resmini çizmeye çalışacağım.

efendim biz ortalama 20 metrekare bir odanının içerisinde yaşayan 4 erkeğiz. şu an en büyük sorunumuz bu koku. bu koku ilk ortaya çıktığında ben sigara kokusu zannettim. ve anında odada sigara içmeyi yasak ettim. ne oldu biliyor musunuz ?

koku arttı.

"hay allah" dedim, "tabi ya ayak kokusu bu." hemen oda içerisinde ayakkabı soy kırımı gerçekleştirdim. hazır elim deymişken çoraplar üzerinde bir takım ayak oyunları da oynadım. sonuç :

koku arttı.

nevresimleri yıkat, perdeleri yıkat, battaniyeleri yıkat.

koku gitgide artıyor ! odadaki diğer kokuları öldürünce, kendisi daha da belirginleşti.

bu önlemez yükseliş hava sıcaklarının artışıyla birlikte de pik yaptı. ben de "tamam" dedim "kokunun kaynağı belli oldu. kokan eşyalar değil."

sonra bu kokuyu üreten canlıyı kestirmeye çalıştım. koku inanılmaz yoğun olduğu için bence bütün yataklar aynı derecede kokuyordu. dolaplarda ise çoğunlukla parfüme bulanmış giysiler olduğu için kokunun kaynağı kestirilmiyordu.

ama yılmadım. araştırmalarımı derinleştirdim. odada 3 kişi kaldığımız zamanlardaki koku yoğunluğunu ölçmeye başladım.

çok çeşitli kombinasyonlardan ve içinden çıkılmaz denklemlerden sonra alt ranzadaki arkadaşım memleketine gitti ve cevap adeta bir güneş gibi odamıza doğdu.

o kadar net bir değişim oldu ki adeta odanın aurası değişti. artık herkes daha mutlu ! geleceğe umutla bakıyoruz. (umut karşı ranzamda yatıyor.)

şimdi kontrol deneyi için alt ranzamdaki arkadaşımın gelmesini bekliyorum. bu hipotezimi doğrularsam buna uygun bir eylem planını hep beraber uygulamaya koyacağız. o güne kadar hepimize mis uykular canlar.

yurt hayatı

çok acaip. daha önce de bir çok defa tatile çıktım tek başıma, uzun süreler başkalarının yanında kaldım ama bu gerçekten farklı.

yeni çocuğum yahu !

örneğin yemekhanede yürürken sürekli birilerinin kadrajındayım. hatta genelde herkesin kadrajındayım. başroldeyim ! ne yapsam dikkat çekiyor. yaptığım her hareket yurt ahalisindeki gruplar arasında yerimi belirliyor.

daha şimdiden bilgisayar oynamayan, sigara içmeyen, kantin tayfası, fenerbahçeliler gibi gruplara dahil oldum bile.

kısa zamanda anladığım şudur, yurt hayatı uzun bi' kümeler sorunudur.

kendi kümemi bulana kadar hoşçakalın canlarım.

sobe !

dan dan dan sobe ! ayşe öldün. sen çık.
dan dan dan sobe ! 15 yıl okumuşsun, kime ne ?

bugün cerrahpaşa tıp fakültesinde yaşanmaması gereken bir şey yaşandı.

dan dan dan sobe ! ayşe öldün. sen çık.
dan dan dan sobe ! daha yaşayacak yılların varmış kime ne ?

biz yaşanmaması gereken şeylerin yaşandığı anlara dram deriz.

dan dan dan sobe ! ayşe öldün. sen çık.
dan dan dan sobe ! oyun bitti ayşe, güle güle.

beynimi aldırdım. çok ferahladım.